Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nde Üçüncü Gün
- Gokhan Aslan
- 21 Eyl
- 8 dakikada okunur
Seyir Derneği tarafından Ayvalık Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nde üçüncü gün geride kaldı. Birçok film seyirciyle buluşurken bu yıl kaybettiğimiz usta yönetmen David Lynch üzerine gerçekleştirilen konuşma da ilgi topladı.
Festivalin üçüncü gününde yerli filmlerin gösterimleri öne çıktı. Emine Yıldırım’ın Tokyo Film Festivali’nde “Asya’nın Geleceği” ödülünü kazanan filmi Gündüz Apollon Gece Athena, Vural Sineması’nda izleyiciyle buluştu. Gösterimin ardından yönetmen Emine Yıldırım ve film ekibi seyircinin sorularını yanıtladı. Film, yetimhanede büyümüş Defne’nin keşfettiği yeni yeteneği aracılığıyla çıktığı yolculuğu konu alıyor. Daha önce senarist ve yapımcı kimliğiyle tanıdığımız Emine Yıldırım, başından beri derdinin hikâye anlatmak olduğunu, dolayısıyla yönetmenliğe geçmesinin doğal bir sonuç olduğunu söyledi. Yıldırım, filme yaklaşımını şu sözlerle açıkladı: “Söylemek istediklerimi söyleyebildiğim ama aynı zamanda keyifle izlenebilecek, dinlenebilecek bir senaryo yazmak istiyordum. Zaten tür sinemasını da çok severim. Dolayısıyla hepsi bir araya geldi. Bir hafta sonu tek başıma Side'ye gitmiştim. Oraya da âşık oldum. Çok ulvi bir hissi var o mekânın. Türkiye'de aslında bir sürü kadim, eski tarihi yerin bu hissi var. Ezgi'yle de tekrar çalışmak istiyordum. Dolayısıyla her şey bir araya geldi ve ortaya böyle bir film çıktı. Yani şöyle diyeyim, kendime ihanet etmedim. En çok ondan mutluyum. Bence hiçbir kadın lütfen kendine ihanet etmesin.”
Soru-cevap kısmında yönetmen Emine Yıldırım’la birlikte oyuncular Ezgi Çelik, Barış Gönenen, Melih Düzenli, Deniz Türkali, Selen Uçer, Gizem Bilgen; sanat yönetmeni Elif Taşçıoğlu, müzisyen Barış Diri ve kurgucu Selda Taşkın da salondaydı. Filmin oyuncularından Deniz Türkali, Emine Yıldırım’ın ne istediğini çok iyi bilen bir yönetmen olduğunu vurguladı ve filmle ilgili şu ifadeleri kullandı: “Bu film bir kadın filmi. Biz feministler genellikle bunu tartışırız. Kadın filmi mi, kadın filmi değil mi? Kadın mı çekti, kadın çekince kadın filmi mi olur gibi tartışmalar vardır. Bu gerçekten bir kadın filmi. Yani kadın gözüyle dünyaya bakmak, ilişkileri, kişilikleri kadın gözüyle değerlendirmek hakkında bir film. Dolayısıyla çok özel bir film olduğunu düşünüyorum.”
Festivalin “Farklı Gözle Bakanlar” bölümünde yer alan dört yerli film de dün Ayvalık’ta izleyiciyle buluştu. Gerek tematik gerek biçimsel olarak birbiriyle ortak özellikler barındıran E Blok Daire 5, Yitik Ev, Pasaj ve Hiçbir Şey Normal Değil filmlerinin gösterimi Fabrika Ayvalık’ta yapıldı. Ele aldığı konularla etkili diyalog alanları açan filmlerin yönetmenleri Defne Kırmızı, Çağla Gillis ve Yağmur Canpolat gösterimlerin ardından ortak bir sohbet gerçekleştirdi. Söyleşide üç filmin ortak zeminleri olan kent, bellek, kişisel yaşam üzerinden ilerleyen yaratıcı dünyaları konuşuldu.
Bu filmlerin ardından ise Hiçbir Şey Normal Değil’in gösterimi yapıldı. Yönetmen Ceylan Özgün Özçelik ve film ekibi gösterimin ardından seyirci karşısına çıkarken eğlenceli bir soru-cevap seansı gerçekleştirildi. Söyleşide bilhassa filmin odaklandığı Naturland tatil köyü ve film ekibinin bu terk edilmiş mekâna ulaşması öne çıkarken birlikte üretmenin gücüne de vurgu yapıldı. Özçelik, başka bir film için mekân bakarken bu tatil köyüne ulaştıklarını ve buranın kendilerini çektiğinden söz etti. Araştırmaya başladıktan sonra da mekânın ne kadar çok gizem barındırdığını fark ettiklerini ve zamanla filme kurmaca bir katman eklemeye karar verdiklerini ifade etti. Yönetmen seyircilerden gelen “Naturland'in bütünüyle bir Türkiye temsili olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna şöyle yanıt verdi: “Ne yazık ki burası gerçek, bunlar yaşandı ve hâlâ da yaşanmaya devam ediyor. Türkiye'de sürekli olarak ormanlar yaşasın diye, kediler köpekler öldürülmesin diye bir mücadelemiz var. Bu da onun bir yansıması bizim için gerçekten. Türkiye gibi bir yerde yaşıyorsak hep kendimizi bir şekilde mizahla ayakta tutmaya çalışıyoruz. Bazen de kızıyoruz, bir şeylere de gülmeyelim diyoruz aslında. Yani o çelişkiyi kendi içimizde yaşıyoruz, delirdik gerçekten. Dolayısıyla filmin de bu deliliği taşıyan bir yapısı var. Yani hiçbir şeyin normal olmadığı bir diyarda bu film gülümsetsin ya da o tuhaflıkları hissettirsin, rengârenk şekilde hissettirsin diye düşünüyorum.”
Yırcalı kadınların on yılı aşkın mücadelesini anlatan Elibirlik: Yırcalı Kadınlar belgeseli ise akşam saatlerinde ASKEV Sera’da gösterildi. 2014 yılından beri devam eden ve yıllar içerisinde dayanışma odaklı bir yaşam alanını mümkün kılan bu mücadelenin hikâyesini anlatan belgesel Ayvalık’ta özgür yaşam ve bir aradalık rüzgârları estirdi. Gösterimin ardından filmin yönetmenleri Ezgi Öz, Özge Ertem ve Özge Özgüner salondaydı. Filmde bir kısmı anlatılan öyküden pek çok farklı detay söyleşide aktarılırken Yırca’ya da selamlar gönderildi ve “kömürün isi sabunun misi” mottosu tekrarlandı. Yönetmenlerden Özge Ertem “Büyük bir dirayet gözlemledik biz orada. O kooperatif kurulduktan on yıl sonrasında o zeytinlerin hasadının olacağı güne eşlik etmek çok kıymetliydi. Biz de gidince Yırcalı kadınların orada yarattığı farkı gördük. Orada güzel dostluklar, yoldaşlıklar kurulmuş durumda. Bu birkaç ortak noktada birleşince ve kadınların dirayeti söz konusu olunca o direniş dayanışma ruhunu zaten ateşlemişti. Çok büyük bir haklılık ve dirayet vardı, onun peşini de bırakmamışlardı. Bizim gördüğümüz buydu.” Yönetmenlerden Özge Özgüner ise görünürlük sorumluluğuna dikkat çekti: “Görünmez olanı görünür kılmak istedik. En çok istediğimiz şey bu dayanışma ekonomisinin başka coğrafyalara da ilham olmasına vesile olmaktı.”
İzleyiciyle buluşan bir diğer yerli film ise Rezan Yeşilbaş’ın merakla beklenen Uçan Köfteci’siydi. Uçma hayalleri kuran bir köftecinin hikâyesini anlatan film dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde yapmış ve ardından başrolünde yer alan Nazmi Kırık’a İstanbul Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü getirmişti. Şimdi de Ayvalık izleyiciyle buluşan bu incelikli filme seyircinin ilgisi yüksekti. Gösterimin ardından sahneye gelen yönetmen Rezan Yeşilbaş, seyircinin sorularını yanıtladı. Yeşilbaş, filmin ortaya çıkış sürecini şöyle anlattı: “Ben bu filmi yapmak için Twitter’da gördüğüm gerçek bir karakterden yola çıktım. El Cezire kanalında iki dakikalık bir video haber yapmışlardı. Diyarbakır’da uçmaya çalışan köfteci diye. Diyarbakır’ı da bildiğim için videolardan dükkânın nerede olduğunu aşağı yukarı anladım ve gittim buldum. Kadir’le tanıştık. Ben onun belgeselini çektim, yakında onu da çıkaracağım. Sonra uzun bir sürecin ardından sonunda bu filmi çekebildik. Paraşüt eğitimini o verdi. Bizimle bayağı uzun bir süre geçirdi. Fakat Kadir ve ailesini 6 Şubat depremlerinde maalesef kaybettik. Benim için de büyük bir yıkım oldu bu. Filmi de izleyemedi, kendi belgeselini de göremedi ama ondan bize iki film kaldı. Şunu da eklemek isterim; bu kurmaca bir film, bir biyografi değil. Belgesel ise tamamen onun hayatını anlatacak.” Yönetmen söyleşide uçma metaforundan, acıyla yaşama biçimlerinden, Türk-Kürt ilişkilerinden ve sinema yapma motivasyonlarından söz etti. Kendi sinema yolculuğunu ise yine uçma metaforuyla anlattı: “Ben de bir yönetmen olarak uçmak istiyordum. On üç sene uçamadım. Şimdi uçuyorum.”
Yeşilbaş’la birlikte filmin oyuncuları Nazmi Kırık ve Selin Yeninci de salondaydı. Oyuncular hem yönetmenle hem de birbirleriyle çalışmaktan yaşadıkları mutluluğu belirtirken Rezan Yeşilbaş’ın çabası ve isteğine inandıklarını vurguladılar. Filmin başrol oyuncusu Nazmi Kırık da filme ilham olan Kadir’i anarken, kaybından dolayı yaşadığı üzüntüyü paylaştı. Mezopotamya Kültür Merkezi deneyiminden, Yeşim Ustaoğlu’nun Güneşe Yolculuk filminde oynamasının kariyerinde yarattığı etkiden ve Diyarbakır’da çekilen böyle bir filmde oynamanın verdiği mutluluktan bahsetti. Seyirciler arasından Köfteci Kadir’i tanıyan ve dükkânını bilen bir izleyicinin paylaştıkları ise alkışlarla karşılandı.
Gerek film gösterimleri gerek söyleşilerle dolu dolu geçen festivalin üçüncü gününde Mavi Ay, Dışarıda, Flamingo’nun Gizemli Bakışı, Aniara, Eddington, Dr. Garipaşk, Özel Hayat ve Bir Darbenin Soundtrack’i filmleri de gösterildi.
Günün Etkinliği: “David Lynch Üzerine”
Günün etkinliği ise ASKEV Sera’da gerçekleştirilen “David Lynch Üzerine” başlıklı konuşmaydı. Etkinlikte bu yılın başında kaybettiğimiz ve sinema tarihinde kendine has bir iz bırakmış usta yönetmenin sineması farklı yönleriyle ele alındı. Hasan Cem Çal, Övgü Gökçe, Fatih Özgüven ve Nermin Saatçioğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı söyleşide Lynch sineması iyilik/kötülük ikiliği, fantazi ve toplumsal gerçekçilik unsurlarıyla ilişkisi, rüyaları kullanma biçimi ve gerçeklik algısı üzerinden değerlendirildi. Festivalin program danışmanı Fatih Özgüven’in sunumuyla başlayan konuşmada Özgüven, Lynch’in anlamla ilişkisini irdeleyen bir alıntı paylaşarak sözü yazar ve çevirmen Nermin Saatçioğlu’na bıraktı. Saatçioğlu, Lynch sinemasını psikoloji, iyiyle kötünün mücadelesi ve iktidar üzerinden inceledi: “Biraz Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ı düşünmek lazım belki de. Bir görünürde olan var, görünürde olan dünya ve ondan sonra bir de bu görünenin sakladığı, aslında alttan alta böyle fokurdayan bir başka dünya var. Bu genelde kötülük gibi konuyor ortaya. Tam kötülük değil o belki, ona biraz farklı bir şekilde bakabiliriz. Bu iki dünyayı da genelde ayıran şey perdeler diyebiliriz. Perdeler de filmlerinde önemli bir metafor olduğu için o perdeleri gördüğümüz zaman biliyoruz ki o perdenin arkasında öbür dünyaya, her neyse o öbür dünya, oraya geçiş oluyor.”
Sinema yazarı ve akademisyen Övgü Gökçe ise konuşmasına ilgi çekici bir soru sorarak başladı: “David Lynch sineması toplumsal gerçekçi midir?” Geçmiş yıllarda ABD’ye yaptığı bir ziyaretten yola çıkarak Lynch sineması ve ABD imgelemi arasındaki bağlantıları vurgulayan Gökçe, yönetmenin Eraserhead ve Fil Adam filmlerindeki sınıf meselesini ele aldı. Gökçe, Lynch’in karanlıkla ilişkisini ise şu sözlerle tanımladı: “David Lynch’in bıraktığı iz o kadar da karanlık değil. O yüzden Kafkaesk de diyemeyiz. Ben baskıcı bir yönetmen olduğunu düşünmedim hiç mesela. Seyirciyi daha özgür bırakan bir yönetmen David Lynch.” Gökçe, Lynch’in tanımlanması zor dünyasına dair şöyle bir analiz yaptı: “Sadece bilinçdışıyla anlaşılabilecek bir şey değil David Lynch. Şöyle bir şey belki: insan olmaya dair bazen çok somut bir şekilde ifade edebildiğimiz, ama bazen ifademizi aşan, beden ve ruh arasındaki o tuhaf kırılmalar, zaman atlamaları, boşluklarda olan bazı şeyler var. İmgesel düzeyde adını koyamadığımız ve kendi kendimizde hissettiğimiz, bazen yokluğunda büyük bir boşluğa düştüğümüz, ya da varlığından dehşete düştüğümüz şeylerle de ilgili David Lynch filmleri.”
Yazar Hasan Cem Çal ise David Lynch sinemasını rüyayla ilişkisi üzerinden ele aldı. Lynch’in anlamlandırması güç dünyasına ışık tutan yazar, David Lynch filmlerinin kapalı kutularını, bağlamını ve çıkmazlarını değerlendirdi. Festivalin gösterim programında da yer alan Eraserhead ve Inland Empire filmlerine odaklanarak Lynch filmografisini farklı yönleriyle inceledi: “İlk filmi Eraserhead'den itibaren doğrusal bir zaman hattında bulunmuyoruz. Hatta neredeyse bir tür gerçeklikte bile bulunmadığımızı söyleyebiliyoruz. Film, rüya dediğimiz şeyi bütünselleştiriyor aslında. Yani rüyanın çıkışı filmde yok gibi bir şey. Hatta rüyadan rüyaya geçiyorsunuz, sonra tekrar rüyaya geçiyorsunuz, sonra bir rüya katmanında kalıyorsunuz ve film bitiyor.” Çal, sözlerine şöyle devam etti: “Kâbusun sanki en mükemmel tanımı bitimsiz rüyaymış gibi, o rüyanın içeriğinden azat bir şekilde söylüyorum bunu. Yani hiçbir rüyanın içinde ne olduğunun çok önemi yok. Hatta filmin sonu baktığınızda olumlu bile bitiyor.”
Fatih Özgüven ise Borges’in “Rüya sonunda sizi öldüren şeydir” cümlesini hatırlattı ve Lynch’in bilhassa Mulholland Çıkmazı’nda odaklandığı Hollywood’a yaklaşımını analiz etti: “İlave olarak başka bir şey de var: Hollywood. Klasik olarak magazin deyimiyle 'rüya fabrikası' denilen yerin, gerçekten rüyaların konusu olabilecek bir yer olduğunu anlatıyor Lynch. Aynı konuları ele alıyor fakat bize doğrusal bir biçimde anlatılmayan, ya da altı oyularak anlatılan bir yer var. Hatta Hollywood'daki skandalların kendi başlarına birer kötülük ya da tuhaflık numunesi olduğunu seyrediyor. Lynch'in böyle de bir merakı var. Hollywood'un dibini kurcalamak. Bayatlamış diyebileceğimiz Hollywood folklorundan, Hollywood dedikodularından, Hollywood skandallarından, Hollywood karanlığından kendi hikâyesini derlemesi de çok ilginç.”
“David Lynch Üzerine” başlıklı söyleşi seyircilerin katılımıyla devam etti ve David Lynch seyircisi olmak üzerine yapılan sohbetin ardından sona erdi.
Festivalde bugün saat 14.00’te Fabrika Ayvalık’ta gösterilecek Kısa Filmler, Kırlangıç’taki Bazen Hep Birlikte ve Bölük Pörçük: Bir Tuncel Kurtiz Biyografisi ve Vural Sineması’nda gösterilecek Yeni Şafak Solarken yönetmen ve ekip katılımıyla gösterilecek.
Festivalde gösterimler bu yıl Ayvalık Belediyesi Vural Sineması Nejat Uygur Sahnesi, Fabrika Ayvalık, Kırlangıç Ayvalık ve ASKEV Sera’da. Biletler indirimli 170 TL, tam 220 TL olarak Biletix, Biletinial ve Fabrika Ayvalık’taki gişe üzerinden satışta. Kırlangıç Ayvalık’taki gösterimlerin tüm biletleri 100 TL’den satışa sunulurken ASKEV Sera gösterimleri ise ücretsiz gerçekleştiriliyor.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali; Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, Ayvalık Belediyesi, Paribu, Kurukahveci Mehmet Efendi, Diageo Türkiye, Kültür için Alan, Hollanda Konsolosluğu, Goethe-Institut Türkiye, Institut Français Türkiye, Kürşat Ayvalık, Asteros Film, Macaron Kolonyaları, Macaron Muhallebicisi, OGM Pictures, Bilginer-Melin Ayvalık Sanat Kültür Eğitim Vakfı, Sky Films, Ayna, Novavera, Cavlıhane, Min Otel, Kahvealtı Ayvalık, Bacacan, Olea Leya, Loadhouse, Manzara Ayvalık, Zoi Cunda, Rum Evleri, Olivia 1845 Otel, Ayvalıkzade, Kendine Has,Ayvalık Ticaret Odası, Çöp(m)adam, Nona Cunda, Tibet Akhuy, Esra Başak-Ela Başak Atakan, Duygu Çapkın-Ufuk Öztürk, Şerif Kaynar -Mis Güleryüz, Fatma-Mustafa Kürşat, Eren Tapan, Kemal Ural, İnci Vural’ın değerli katkılarıyla gerçekleşiyor.













































